TEB Oyun Dergisi, Tijen Savaşkan, Kış 2019 – 40. Sayı

İstanbul’da belki son on yıldır küçüklü büyüklü birçok tiyatro apartman dairelerinden AVM içlerine, garajlardan küçük hangarlara ve işyerlerine kadar metropolün her yerinde perde açıyor, oyun sahneliyor. Tiyatro seyircisi ise artık bir oyun görmek için kentin farklı yerlerine gitmeye alıştı. Ancak buralar yine de eski ya da yeni belli yerleşim alanları ve uzak da olsa merkez sayılabilecek bölgeler. Sanayi Mahallesi ise buralardan biraz farklı.  Kültüral Performing Arts 4. Levent Sanayi Mahallesi’nde eski bir metal kesim atölyesinden son derece çağdaş bir tiyatro mekanına dönüştürülmüş özel bir tiyatro, tüm performans sanatlarının icra edilebileceği yepyeni çok amaçlı bir mekan. İşlevselliği dışında oldukça estetik ve farklı bir mimariyle tasarlanmış özel bir blackbox. Gerçi son yıllarda 4. Levent – Seyrantepe – Maslak hattında ve hatta Atatürk Oto Sanayii bölgesinde yani; endüstriyel emeğin yoğunlaştığı bu bölgelerde gittikçe artan sanatçı atölyelerine ve yaratıcı işletmelerin varlığına tanıklık ediyoruz. Özellikle resim, heykel gibi görsel sanatlar ve çağdaş sanatla uğraşan birçok sanatçı, merkezdeki atölyelerinden ayrılarak buralara yerleşmiş. Tabii bunun birçok nedeni var. Merkezde gittikçe artan kiralardan, yeterli alana sahip olmayan küçük atölyelerden kurtulma, daha geniş bir atölyede çalışma imkanı ve en önemlisi uzak gibi görünse de metronun gelmesiyle ulaşımın kolaylaşmasına kadar… Sonuçta bu bölgeler cazibe merkezi olmuş ve yavaş yavaş buralarda yeni bir oluşum başlamış. Ancak buralarda hiçbir tiyatro yok.

Kültüral Performing Arts, sanırım Sanayi Mahallesi’ndeki ilk tiyatro mekanı, sizin hikayeniz nasıl? Neden burada bir tiyatro mekanı açıldı? Bu işin içinde nasıl bir hayal, hedef ve vizyon vardı?

YAĞMUR YAĞMUR: Mekanın sahibi oyun ve öykü yazarı Yakup Almelek ile uzun yıllara dayanan dostluğumuz ve iş birlikteliğimiz var. Beraber hayalini kurduğumuz bir yapıydı Kültüral. 2014 yılında kurduğum bağımsız gösteri sanatları oluşumu Oyun Bandı’nın birinci prodüksiyonu Yakup Almelek’in daha önce Off Broadway’de de sahnelenen ve ilgiyle karşılanan oyunu “Uyanış” isimli oyundu. “Uyanış”ın sonrasında ben Oyun Bandı’nın ikinci yapımının çalışmalarına girişmiş ve epey yol almışken. Bu süreçte Sevgili Yakup Almelek ile toplantılarımız devam ediyordu, “birlikte başka neler yapabiliriz” adına. “Bizim niçin bir evimiz olmasın” diye düşünürken mekan arayışlarına başladık. İstanbul kazan bir kepçe aylarca dolaşıp mekan bakındık.  Mekanlar çok küçük ya da beğendiklerimiz arasında olanların kiraları anormal derecede yüksekti. Sonunda Yakup Almelek’in bir metal kesim atölyesine yıllar önce kiraladığı Sanayi Mahallesi’nde bulunan ve şu anki durumuna uzun uğraş, büyük zaman ve emeklerimiz sonucunda kavuşturduğumuz Kültüral, sıfırdan yapılmış oldu. Mekan yapısının ve Sanayi Mahallesi’nde bulunmasının  dramaturjik bir önermesi de var. O önermenin kendisi bizim sanatsal vizyonumuzu  aktarıyor bir bakıma. Bu bakış “her yerde sanat yapılmalıdır”, “her yere sanat gitmelidir”, “sanat her türlü koşuldan bağımsız olarak gerçekleştirilebilir”, “her mahallede bir tiyatro ve kültür alanı olmalıdır” vizyonunun cesaret ve ilham verici bir önermesidir.

Buranın yapım sürecinden, mimari ve teknik özelliklerinden bahsedebilir misiniz? Bu seçimler hangi hedeflerle gerçekleşti? Yani çağdaş tiyatronun dijital ve teknolojik olanaklardan yararlanmaya başlaması vb. gibi.

YAĞMUR YAĞMUR: Kültüral, Peter Brook’un “Herhangi bir boş alanı alıp, ‘işte bu bir sahnedir’ diyebilirim” sözünden esinle, “Boş Alan” felsefesinden hareketle tasarlandı. Mimari ve teknik anlamda ciddi bir altyapı çalışması yapıldı. “500 metre karelik bir alanı, her bir ayrıntısıyla nasıl zenginleştirebiliriz” üzerine çok kafa patlattık. Mekanın genel konseptinin tüm tasarımı bana ait. Mimari grubumuzla uzun toplantılar yapıldı. Bizim sanatsal vizyonumuz, sahneleyeceğimiz oyunların yapısı ve Sanayi Mahallesi’nin endüstriyel dokusu gözetilerek çok imkanlı ve donanımlı bir blackbox sahne tasarımına gidildi. Tüm oturma planları değişken. Performans alanının hemen hemen her birimini sahne olarak kullanabiliyoruz. Teknik olarak imkanlı bir alan oluşturmaya özen gösterdik. Ayrıca güvenlik açısından zemin etütleri, zemin güçlendirme  ve kolon kuvvet desteği çalışmaları yapıldı. Sağlam bir ses ve ışık sistemi, iyi bir havalandırma sistemi, rahat koltuklar, iyi tuvaletler, her iki kuliste de duş alanı gibi özelliklerle hem sanatçılarımızın hem de seyircimizin kendisini iyi hissedebileceği estetik yapısı kuvvetli, konforlu bir alan yarattık. Çağdaş tiyatronun anlatım olanaklarına katkı sağlayabilecek, dijital anlatım olanaklarını kullanabileceğimiz yüksek kalitedeki perde ve projeksiyon sistemimiz de mevcut.

Etrafta nasıl bir toplumsal doku var?

YAĞMUR YAĞMUR: Sürprizli bir toplumsal doku Sanayi’de. Bir yüzü Büyükdere Caddesi’ndeki dev gökdelenleri, plazaları ve tüm gösterişiyle Levent iş dünyasının şaşalı dokusunu yansıtırken, ara sokaklarıyla Sanayi Sitesi’ndeki esnaf dükkanları ve pavyonlar dışında; dans stüdyoları, heykel atölyeleri, tasarım ajansları ile gizli bir yeraltı sanat mücevherinin resmini yansıtıyor adeta. Beyaz yakalılardan sanayi emekçilerine, reklam ajansı çalışanlarından öğrencilere, üst düzey yöneticilerden, oto tamircilerine uzanan çok renkli ve çok dilli bir toplumsal doku. Çevreyle olan iletişimimiz çok olumlu yönde. Mahalle’de böyle bir alanın varlığı çevredeki herkesi çok sevindiriyor ve umutlandırıyor. Köşedeki kahveden bakkala, demircisinden marangozuna herkesin Kültüral ile gönül bağı var. Bu çok sevindirici bir durum bizim için.

İş gücünün yanı başındaki bir tiyatro mekanı etraftaki genç emekçilerle ve bu  toplumsal dokuyla nasıl bir iletişim kurabilir? Böyle bir imkanı göz önüne aldınız mı? Bu konuda mekanı seçerken bir öngörünüz var mıydı? Yoksa zamana bırakılacak bir konu mu?

YAĞMUR YAĞMUR: Çevreyle olan iletişimimiz çok olumlu yönde. Açıkçası hiçbir öngörümüz yoktu. İstanbul’un en eski Sanayi Sitesi burası. Nasıl karşılarlar diye düşünürken, mahallede böyle bir alanın varlığının çevredeki herkesi çok sevindirdiğini ve umutlandırdığını deneyimledik. Köşedeki kahveden bakkala, matbaadan demirciye, tabelacıdan marangoza kadar herkesin Kültüral ile gönül bağı var. Bu çok sevindirici bir durum bizim için. Kültüral’ın kapısı herkese olduğu gibi tüm komşularımıza sonuna kadar açık. İlerleyen zamanlarda tabii ki Sanayi’nin toplumsal dokusuyla el ele tutuşarak projeler üreteceğimiz zemini oluşturmak isteriz.

Kimler bu oluşumun çekirdeğinde, aranızda nasıl bir bağ var? Sanatsal kadro değişken mi? (Sanat yönetimi bağlamında)

YAĞMUR YAĞMUR: Burası yepyeni bir kurum. Genel Sanat Yönetmenliğini naçizane benim üstlendiğim. Ancak diğer sanatçı arkadaşlarımın da katılımıyla bir ekip oluşturmaya çalışıyoruz pek tabii. Sanatsal anlamda “kadrolaşmak” için daha her şeyin çok başındayız. Özel ve yeni bir girişim olduğumuz için kemik bir kadro yaratmak adına daha çok yolumuz olduğunu düşünüyorum. Zaman içinde gelişecek projelerle kalacak olan dostlarımız ilerdeki kemik kadroyu doğal bir süreç içinde belirleyecektir.

Gelelim oyunlara, Teessür’le başladınız? Henüz 8 oyun oynandı  sanırım. Çağdaş bir Medea yorumu olduğu söyleniyor. Belki sormak erken ama seyirci buraya geliyor mu? Hem oyunla hem de mekanla ilgili şu ana kadar nasıl geri dönüşler aldınız ? 

YAĞMUR YAĞMUR: Teessür, çağdaş bir kadının bilinçaltını, özgün bir teknik ve enteresan bir sahne plastiğiyle ortaya koyan çok özel bir oyun oldu. Seyirci ile kalbi bir iletişim kurarak, yer yer sert, yer yer de naifçe tınlayan “esaslı bir kadın çığlığı” atıyor. 100 dakikalık bir duygu denemesi olarak, kuvvetli bir estetik anlayışla, Aristoteles’in “tüm ozanların en trajik olanı” cümlesiyle betimlediği Euripides’in Medea metnini kaybetmeden özgün bir uyarlama ile sahneye aktarıyor. Teessür, Yunan mitolojisinin emsalsiz kadını Medea’nın hikayesini, farklı dillerde, sade bir dramaturji inşa ederek okuduğumuz bir oyun. Ilgın Sönmez, son derece derinlikli, çağdaş bir anlatımla, minimal ve zengin bir plastik kurarak iletisi kuvvetli, şiirsel bir kadın hikayesi  yarattı. Aralık ayından bu yana kendi sahnemizde oynuyoruz ve Kadiköy’de bulunan Moda Kayıkhane’ye iki turne yaptık. Seyircimizden aldığımız reaksiyonlar oldukça olumlu yönde. Seyirci Kültüral’a geliyor pek tabii ki. Oyuna Tekirdağ’dan, Çorlu’dan, Halkalı’dan ve hatta çok şaşıracaksınız ama Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden bilet alıp gelen seyircilerimiz oldu. Demek ki iyi bir şey yapıyoruz ve “umutvar” olmalıyız. Mekanla ilgili de güzel geri dönüşler alıyoruz. Öncelikle çok şaşırıyor mekanı görünce insanlar. “Asla bu kadar donanımlı ve tasarım olarak sıcak, şık bir yer hayal beklemiyorduk” diyorlar.

Bir repertuar stratejiniz var mı ya da olacak mı? Yoksa proje bazında farklı işlere ve olanaklara açık mısınız?

YAĞMUR YAĞMUR: Bir repertuar stratejimiz pek tabii ki var. Kültüral, kendi tiyatro yapımlarını üretmeyi ilke edinen bir yapı.  Özgün metinlerle birlikte yeni hikayeler kurmakla ilgili. Türkiye’de sahnelenmemiş ya da sınırlı sayıda sahnelenmiş dünya tiyatrosu metinlerine getirilecek yorumlarla çağdaş Türkiye Tiyatrosu içinde kendi yerini edinmeyi hedeflediği için repertuar tarzını önemsiyor. Az sahnelenmiş ya da sahnelenmemiş metinler repertuar için ilk tercihimiz. Özgün işler üretmekten yanayız. Klasik oyunları güncel bir sahne diliyle aktarmak da rüyalarımız arasında, yeni hikayeler bulup tamamen özgün eserler çıkarmak da.  Düşünmeyi,  geniş prova yapmayı ve masa başındaki araştırma sürecini seviyoruz. Yolun sonucundan fazla yolculuğun, sürecin mistik, tılsımlı bölümüne meftun bir yapıdayız.

Şimdilerde yaygın olan bir dayanışma var. Tiyatrolar mekanlarını başka gruplarla paylaşıyor. Sizin böyle bir düşünceniz var mı?

YAĞMUR YAĞMUR: Böyle bir “dayanışma” gerçekten var mı, bilemiyorum ama Kültüral, sanatsal ve teatral anlamda çizgisi, derdi, derinliği, özeni ve estetiği olan tiyatrolarla mekanını kendi programının el verdiği sürece paylaşmaya hazırdır.

Mekanın yakın gelecekte başka oyunları olacak mı?

YAĞMUR YAĞMUR: Jean Genet’nin “Paravanlar” isimli son oyunu pek yakında Türkiye prömiyerini yapacak. Profesyonel bir tiyatro tarafından ilk kez sahneleniyor. 3 yıla yakındır kafamda ve elimin altında olan bir proje Paravanlar. Uzun bir okuma, araştırma, adaptasyon ve prova  süreci ile geçirdik. Oyun çok uzun ve çok karakterli. Tablolardan oluşan ve parça parça köşeli, komik ve tuhaf fragmanlar taşıyan bir metin. Kurduğunu salise farkıyla kıran bir yapısı var. Bu yapı, “yaşadığımız çağın akıl tutulmasına ve derin tutarsızlığına” lineer olarak olmasa da,  şeylerin etrafında dolaşarak o tutulmaya ve tutarsızlığa yerleşen bir yapı. Simülasyon, yeni gerçeklik ve fiziksel tiyatronun olanaklarını kullanıyoruz. Ortadoğu’yu ve savaşı tasvir eden, Jean Genet’nin cümleleriyle; “Yazımına Cezayir Savaşı’nın bahane oluşturduğu” bir oyun. Fransa’nın Cezayir’i sömürgeleştirişini bambaşka bir biçimle aktarıyor. Ölümle, yaşamla, çölle, maskelerle derdi olan çok özel bir oyun. Upuzun bir atölye ve prova süreci yaşadık. Seyircimizin kucaklayacağını umut ediyoruz.