Şalom Gazetesi, Sami Aji, 12.12.2018

Medea veya ‘Teessür’

Başlıktaki iki kelime aynı tragedyanın iki görüntüsünü ifade etmektedir. Lütfen şaşırmayın.

Geçen cumartesi akşamı, sevgili dostumuz Yakup Almelek’in büyük gayret ve fedakârlıkla yarattığı ‘Kültüral Performing Arts’ merkezinin ilk tiyatro gösterisine gittik.

Samimiyetle ifade edeyim. Eserin adını oraya varınca öğrendik. Afişlerde ‘Teessür’ yazıyordu. İkinci satırı ise: “Euripides’ten esinle bir Medea gerçekleştirmesi” şeklinde düzenlenmişti.

Klasik Yunan edebiyatının bu ‘anıt’ eseri o mekânda nasıl oynanır? Efes, Aspendos veya Bergama’daki antik tiyatrolarda zor sahneye konabilen bu tragedya, mütevazı bir mekânda ne gibi bir etki yaratabilir? Neredeyse iki bin beş yüz yıl evvel yazılmış bir tragedya günümüzde nasıl karşılanacak diye düşünmekten de kendimi alamadım…

Ama ne kadar boş düşünüp yanılmışım!

Dilerseniz, önce, mitolojik öyküye dayanan, Medea’nın kısa bir özetini sizlere sunup, sonra devam edeyim.

Kolchis şehrinin prenslerinden Jason, arkadaşlarıyla birlikte, ‘Altın Postu’ aramak için ‘Argos’ adlı gemi ile yola koyulur ve uzun maceralardan sonra nihayet Altın Post’un bulunduğu şehre gelir. Bu Post’un muhafızı güzelliği ile ünlü yarı tanrıça, Prenses Medea’dır. Gelin görün ki kahramanımız, Jason’a aşık olur ve Altın Post’u çalmasına yardım eder ve beraberce Yunanistan’ın Korint şehrine kaçarlar. Kaçarken de dikkatleri dağıtmak için Medea kendi öz kardeşini öldürtür.

Jason ve Medea, Korint’te evlenirler, çocukları da olur. Bir süre sonra Jason, Korint Kralı’nın kızına vurulur ve onunla evlenmek ister. Durumu öğrenen Medea, Jason’dan intikam almak için, öz oğullarını öldürür, Kral’ın kızına da, zehre bulanmış bir elbise göndererek ölmesini sağlar. Mitolojiye göre, Medea yeni sevgilisi, Ege ile birlikte, Atina’ya göç eder.

Tahmin edeceğiniz üzere bu muhteris kadının öyküsü asırlar boyunca, gerek piyes, gerek film, gerek operalara konu olmuştur.

Cumartesi gecesine dönelim. En sonda söyleyeceğimi başta ifade edeyim: Kesintisiz yüz dakika boyunca oturduğumuz yerde adeta mıhlandık kaldık.

Metin, tek kelimeyle mükemmeldi. Günümüz Türkçesiyle, neredeyse yeniden yaratılan manzum bir eser izliyorduk. Kelimeler ve cümleler, birbirleriyle uyum içinde şiirsel bir ahenkle sıralanmıştı. Her biri tam yerinde ve o anın önemini kavratacak tarzda kullanılmıştı. Bu haliyle de çok karmaşık ilişkiler kolaylıkla anlaşılıyordu.

Sahneye konuş şekli çok özgündü. Yönetmen ve Proje Direktörü Ilgın Sönmez, antik tiyatronun belli öğelerini maharetle kullanarak günümüze yansıtmayı başardı. Örneğin, oyuncular piyes boyunca sahneden veya salondan ayrılmadılar. Kendi sıralarını beklerken, yer değiştirerek veya oturarak, ön plandaki diyaloglara bazen müdahale ederek ve hatta yorumlayarak bir nevi klasik koro görevini üstlendiler.

Sahnenin belli kesimlerine yukardan aşağı, yarı şeffaf panolar yerleştirilmişti. Seyirciler bu panoların iki tarafına oturtulmuşlardı. Bir anlamda “her olayın tek görünümü yoktur; tüm açılarına bakmak gerek” mesajı da verilmek isteniyordu.

Antik tiyatrolarda dehşet sahnelerine yer verilmez. Anlatılırdı. O dönemlerde, sözüm ona, sihirli aynaları kullanan kişiler oradan gördüklerini aktarırlardı.

 Adeta aynı teknik bu oyunda kullanılmış: kavgalar, bıçaklamalar, öldürülenler, diyaloglar devam ederken, fonda bulunan ekrana bir video ile kısa, siyah beyaz, bazen flu bir şekilde yansıtılmaktaydı.

Tüm bunları anlattıktan sonra oyuncuları da tebrik etmek gerekiyor. Rollerinin tam manasıyla hakkını verdiler. En ufak bir aksama görülmedi.

Ancak, aslan payını, gecenin yıldızına, Medea rolünü üstlenen, Nihan Büyükağaç’a ayırmam şart. Kahramanımızın karakterini daha başarılı bir şekilde canlandırabilecek bir sanatçıya rastlayabileceğimi sanmıyorum. Güzelliği ile hırsıyla, ihtirasıyla, korkunç nefreti ile üzüntüleri ile, mitolojideki bu yarı tanrıçayı seyrediyorduk. Antik Medea, bir anlamda büyücü idi, biz de modern Medea ile büyülendik.

 Medea, efsaneye göre Korint şehrinden üç ejderha tarafından çekilen arabasına binerek ayrılır. Şu tesadüfe bakın ki bizler de Nihan Büyükağaç’ı tam arabasına binerken yakalamayı başardık; tebrik ve teşekkürlerimizi sunduk1, vedalaştık.

Son söz, oyun 14 – 15 Aralık’ta iki kere daha sergilenecek. Eğer bu yazıyı zamanında okursanız, Biletix’ten yerinizi ayırtıp seyretmenizi, samimiyetle tavsiye ederim. 

1 Nihan Büyükağaç’ı Google’da aramanızı tavsiye ederim. Çoğunuz onu tanıdığınızı öğreneceksiniz… Bambaşka rollerde.