Milliyet, Efnan Atmaca, 26.12.2021

“Madam Giyotin” bizi kadınların makus kaderine ortak ediyor. Oyunun kahramanları olan ve giyotinde canını veren kadınlar insan hakları savaşında hep geride kalanları temsil ediyor. Ama her gidişlerinde onlara hayatı zindan edenlerin kulaklarından asla silinmeyecek ve çağlar boyunca duyulacak bir kahkaha bırakıyorlar.

“Her devrim kendi evlatlarını yer”; tarih köprüsünün altından çok sular akmasına rağmen Fransızların övünmeye devam ettikleri Fransız Devrimi’nden kalan, iz bırakmış sözlerden biridir. Devrimin önderlerinden olan ama yaşam öyküsü giyotinde biten Danton’a atfedilir bu söz. Ve elbette adı bugüne kadar ulaşmamış tüm devrim evlatlarını anarız her tekrarladığınızda. İyi ki sanat var da o isimler bugünlere gelebiliyorlar. K! Kültüral Performing Arts, “Madam Giyotin” adlı oyununda işte onlarla buluşturuyor bizi, biri çok tanıdık diğerleri ise tanınmaya değer dört kadınla tanıştırıyor: Feminist oyun yazarı Olympe de Gouges, Fransız sömürgesi adalarda köleliğin sona ermesi için mücadele eden üst aklın temsilcisi Marienne, devrimin yediği evlatlara artık son vermek için bunların sorumlusu gördüğü Marat’yı öldürmeye kararlı Charlotte Corday ve işte o tanıdık isim Marie Antoinette.

Üvey yurttaşlar

Bu dört kadın Fransız Devrimi’nin kahramanları olsa da metnin zamansız ve mekânsızlığı bugüne de atıfta bulunarak günceli yakalıyor. Feminist yazar Olympe her daim sahnelenecek, ses getirecek bir oyun yazma hevesinde seçeneklerini değerlendirirken Marienne çalıyor kapısını. Yaşadığı Karayipleri özgürlüğüne kavuşturmak için devrimden medet uman Marienne ondan broşürlerini yazmasını istese de Olympe kalemini arkadaşına çeviriyor. Sonra sahnede Charlotte beliriveriyor. Sonunun giyotin olacağını bile bile pek çoklarının kellesini kurtarmak için kendininkini feda etmeye hazır Charlotte. Ama onu tarihe not ettirecek son sözlere ihtiyacı var. Onun da umudu Olympe. Nihayetinde Marie Antoinette katılıyor bu kadınlara. O ise yanlış tanındığından muztarip. Hem yeni bir geçmişe hem de farklı bir sona ihtiyacı var. Bu dört kadın birbirinden farklı amaçlar uğruna bir araya gelmiş olsa da ortak bir dil tutturabiliyorlar. Çokça itişiyorlar sahnede. Olympe’e göre niyet ne olursa olsun cinayet kabul edilemez. Ama Marienne ile Marie Antoinette destek veriyorlar Charlotte’a. Sahnedeki ve sahnede olmayan tüm kadınlar Olympe’in kahramanı. Çünkü kadınlar yurttaşları “Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik” diye yüksek sesle haykırdıkları için gelecekten umutlular. Ama bir yere kadar… Devrim kendi evlatlarını yiyene kadar. Kadınların üvey yurttaş olduğunu anlayana kadar… Marie Antoinette diyor ki “Ne biz devrimlerin doğruluğunu göreceğiz ne de gelecek kuşaklar öykülerimizin kahramanlarını tanıyacak”. Hangi zamandan bakarsak bakalım ne kadar haklı olduğunu görüyoruz Marie Antoinette’in.

Dünya kadınlara kalsa

Olympe, Charlotte ve Marienne’i yeni tanısak da Marie Antoinette hakkında bir fikrimiz var. Ama ezberimizi bozuyor oyun. Sadece seyircinin değil monarşi karşıtı Marienne’in de ezberini bozuyor. Bu iki kadın annelikte, eş olmakta, özünde kadınlıkta buluşuyorlar. Birbirlerine el verip, teselli ediyorlar. Bu sahneyi görünce akla “Bu dünya kadınlara kalsa nasıl olurdu?” sorusu geliyor. Charlotte dediğini yapıyor, deri hastası Marat’yı hastalığının yan etkilerini engellemek için sığındığı küvetinde öldürüyor. Marie Antoinette her ne kadar mahkemede yaptığı konuşmayla aslını ortaya koysa da sağır karar vericiler onu duymuyor ve giyotine gönderiliyor. Olympe’in ise umutla başladığı yolu yine o sağır karar vericilerin ağızlarından çıkan yargıyla giyotinde bitiyor. Bu üç kadın da kanlarını o keskin bıçakta bırakıyorlar. Tıpkı niceleri gibi… “Madam Giyotin” oyun içinde oyun aslında. Tüm hikâye Olympe’in son yazdığı oyun da olabilir, tarihi bir iz de. Giyotinde canını veren kadınlar insan hakları savaşında hep geride kalanları temsil ediyor ne de olsa! Ama her gidişlerinde onlara hayatı zindan edenlerin kulaklarından asla silinmeyecek ve çağlar boyunca duyulacak bir kahkaha bırakıyorlar.

Siz hep sahnede olun biz hep seyredelim

“Madam Giyotin” kadınların elinden çıkma bir oyun. Yazarı Lauren Gunderson. Proje tasarımı, konsepti ve yönetmeni Yağmur Yağmur. Sahnede ise Zeliha Gürsoy, Merve Güran, Çiğdem Yıldız ve isim Betül Arım var. Yağmur sade ve her ayrıntısıyla giyotine, kadınlara ve adaletsizliğe gönderme yapan konsepti ile oyunun ruhuna uygun bir konsept koyuyor ortaya. Oyuncular seyircinin ilgisinin dağılmasına izin vermeden kendilerine düşen zor görevi layıkıyla yerine getiriyorlar. Kadın meselesine doğru bir noktadan bakıp ajitasyona girmeden, pozitif ayrımcılık istemeden cesurca, korkusuzca, dürüstçe söylüyorlar sözlerini. Betül Arım’ın ise bitmez tükenmez enerjisi ve tecrübesiyle ekibi güçlendirdiği belli oluyor. Onu sahnede seyretmek büyük keyif. Siz hep oynayın biz hep seyredelim Betül Hanım!