Cumhuriyet, Nurduran Duman, 27.09.2021

ABD’de Shakespeare’den sonra en çok sahnelenen yazar Lauren Gunderson’un Madam Giyotin’i herkes için bir meydan okuyuş.

Bildiğimizi mi yazıyoruz, istediğimizi mi? Yaşamlarımızla. İstemek de bilmek de öğretilebilir, daha doğrusu biz istersek öğrenilebilir değil mi aslında? Bu soruyla birlikte daha birçoğunun yanıtını arayan dört kadının tarihsel, düşünsel, düşsel meydan okuması Madam Giyotin. 1793 Fransası’nda, “korku krallığı” zamanında yaşamış dört kadın. Birbirleriyle gerçek hayatta hiç karşılaşmamış, tarihte aynı dönemde ayrı, uzak ama omuz omuza öl(dürül)müş, sanatta yan yana kendini gerçeklemiş, demek ki yaşamış dört kız kardeş. Kız kardeşlik ki sözcükler olmadan ne söylediğinizi anlamak.

DÖRT KADIN, DÖRT KADINLIK HAKKI

Oyun içinde oyunla yaratım sürecine tanık olduğumuz feminist, aktivist yazar Olympe de Gouges; “pasta ile ilgili sözlerim çarpıtıldı” diyen, önce anneliğinden vurulan, insan olduğu unutulan kraliçe Marie Antoinette; on binlerce kişi öldürülmesin diye, onların ölüm emrini sözcükleriyle veren tek kişiyi öldüren suikastçı Charlotte Corday; kocasıyla birlikte köleliğe başkaldıran casus, oyunun yazarınca Agostino Brunias resminden alınıp kölelik karşıtlığından öldürülen yüzlerce kadının da sözcüsü olarak oyundaki tüm çatışma çözüm ortasına yerleştirilmiş Marianne Angelle. Marianne, Olympe’den davasına hizmet edecek broşürleri, Charlotte son sözlerini, Marie ise yeni bir geçmiş yazmasını istemekte. Peki, Olympe hangisini yazacak, bildiğini mi istediğini mi?.. Sonu o dönemde Madam diye anılan giyotinin kucağında bittiğine göre, sizce? 

DİREN, GÜL, SEV

İnsanlık tarihinde çok kıymetli değerlere yol açan devrim ve sonrasının, kadınlık tarihindeki yerini de sorgulayan bu komedi oyunun ardından şunu demeniz pek mümkün: Öyleyse devrimci kim, olan kimin devrimi? Ya da şunu: Çağların alım satım, tüketim alışkanlıkları, bedenlerimizin kilosuna değin en temel gereksinimlerimiz erk tarafından yönlendirildikçe, her zaman kadınlar değişmek zorunda kalırken, dünyanın kadın yarısına ilişkin tutumunun hâlâ değişmemiş olması asıl komedi. Yine de elbette her zaman olduğu gibi kadın direnecek, gülecek, sevecek. Kalpsizleşme salgınında o kalbi yerine koymazsa kim koyacak? Tüm dünyanın seyirci olduğu sahneden öyküsünü emin ellere bırakmadan gitmeyecek.

MEYDAN OKUYUŞ

Madam Giyotin aynı zamanda, ABD’de Shakespeare’den sonra en çok sahnelenen yazar Lauren Gunderson, sahnelenmesinde emeği geçen tüm ekip, hatta seyirci için de bir sanatsal meydan okuma. Özellikle, böyle meselesi derin karakterlerin yükünü sırtlanmış, hem de başka bir bakışla söylemeyi sorumluluk bilmiş, bunu bir de oyunun sonuna değin komedi ile taşıması gereken oyuncuların başarımı da tiyatro sanatı adına amacına ulaşmış bir meydan okuyuş. Yıllar sonra “Dışarıda Hiçbir Şey Var”dan başka bir oyunda rol alan Betül Arım’ın Kraliçe Marie Antoinette’i ete kemiğe büründürüşünü izlemenin, bu karakterle belki de ilk kez bilinçle duygudaşlık etmenizi sağlamasına tanıklığın sanatsal keyfi ise ayrı. Sanata evet.