Cumhuriyet, 01.06.2020

Salgın nedeniyle çoğu zaman duyumsadığımız güvensizlik arttı, hem insana hem nesnelere çok daha mesafeliyiz. Bir maskenin ardından soluyoruz havayı, bugün sanat da ekranların ardından akıyor. Yine de güzel günlere olan inancımızla, doğayla, dostlarla, sanatla buluşmayı bekliyoruz. Bu sene 55. sanat yılını kutlamaya hazırlanan, galasına iki gün kala “Oda Komşum Richard Wagner” adlı oyununun temsillerini iptal etmek zorunda kalan 84 yaşındaki usta kalem Yakup Almelek de heyecanla hayatın normalleşmesini ve tiyatro aşkını seyirciyle yeniden paylaşabilmeyi bekliyor.

Yakup Almelek: ‘Bugün değişmese de bir şeyler, attığımız tohumlar sayesinde gelecekte değişecektir’

– Çok klasik bir soruyla başlamak isterim, çünkü bir söyleşinizde Cumhuriyet gazetesinin yazmak konusunda size cesaret verdiğini söylemiştiniz. Bu nasıl oldu? Nasıl başladınız yazmaya ve yazar olmaya nasıl karar verdiniz?

Cumhuriyet Gazetesi okumak bana babamın ve annemin mirasıdır. Babam Türkçe ile Fransızca’ya kelimenin tam anlamıyla mükemmel derecede vakıftı. Çok entelektüel bir insandı. Edebiyat onun için çok değerliydi. Ömrü boyunca gazete olarak yalnızca Cumhuriyet okudu. Liseyi Ankara Koleji’nde okudum.

Her sabah bakkalımız eve Cumhuriyet bırakırdı. Okuldan eve dönünce önce kurucu Yunus Nadi’nin iki oğlu Nadir ve Doğan Nadi bakalım bugün neler yazmış diye heyecanla gazeteyi karıştırırdım. Sonra sırayla Burhan Felek’i ve İlhan Selçuk’u okurdum. Onları anlamaya çalışırdım. Cumhuriyet’i bitirince Dünya gazetesinde Falih Rıfkı Atay ile Bedii Faik’e ve Vatan gazetesinde Ahmet Emin Yalman’a gelirdi sıra. Sonra en başa döner Cumhuriyet gazetesinin bütün köşe yazılarına tekrar bir göz gezdirirdim.

1963 yılında Yunus Nadi Yazı Yarışması vardı. Konu “Liberalizm mi Sosyalizm mi” idi. O günkü adıyla Yüksek İktisat ve Ticaret Okulu’na gidiyordum. Bir cesaretle, “Karma Ekonomi” adında bir yazı kaleme alıp gazeteye yolladım. 7 Ocak 1963’te yazımın yayınlandığını görünce dünyalar benim oldu. O gün ben de belki bir yazar olabilirim diye düşündüm. Daha sonra da çeşitli yazılarım yayımlandı Cumhuriyet’te. Çok değerliydi. Entelektüel anlamda altyapımın oluşmasında müthiş bir katkısı vardır gazetenin.

Birçok kuşağı etkilemiş çok köklü ve değerli bir basın kurumudur. En değerli aile miraslarımızdandır. Böyle bir gazetede yazımın yayımlanması yazar olmayı düşleyen her genç için yol açıcı bir fırsattır.

Cumhuriyet’te yazılarımın yayınlanması beni muazzam şekilde teşvik etti. Sami Karaören Beyefendi ve İlhan Selçuk Beyefendi ile de tanışma onuruna eriştim daha sonraki zamanlar. Yazdıkları ve yaşadıklarıyla ülkemizin aydınlık yüzü çok ama çok değerli insanlardı. Hepsi beni teşvik etti, yüreklendirdi. Sonrasında yazmanın hammaddesi olan okuma tutkum, kesintisiz bir okuryazar olma halini yaşam biçimi olarak edinmeme alan açtı.

GÜNLÜK RUTİNLER DEĞİŞTİ

– Bir yazar olarak sizi nasıl etkiledi bu süreç? Karantina günleriniz nasıl geçiyor? Üretmeye devam ediyor musunuz?

Üretim bittiği an ömür de bitebilir. İlk günkü heyecanım ve merakımla üretmeye devam ediyorum. Başka türlü bir yaşam biçimi bilmiyorum. Günlerim okumak, yazmak, düşünmekle geçiyor. Vakit bulamadığım için takip edemediğim birçok yayını takip ediyorum. Dünyadaki gelişmelere bakıyorum. İnsan olarak tabii ki hepimiz farklı farklı şekillerde etkilendik. Günlük rutinlerimiz değişti, evlere kapandık.

Bu, şahsım adına üretmek, düşünmek ve toparlanmak için bir şans oldu. Herkes benim kadar şanslı değildi tabii ki. Çalışmak zorunda olan başta sağlık emekçileri olmak üzere, toplumun her kesiminden emekçi kardeşlerimiz işlerine gitmeye devam etti. Biz evlerde otururken bin bir türlü risk alarak yaşamın devam etmesini sağladılar. Onlara ne kadar müteşekkir olsak az.

‘TİYATRO TİCARİ BİR İŞLETME DEĞİLDİR’

– K!Kültüral Performing Arts’ın kurucularından birisiniz, salgın en ciddi hasarı tiyatrolara, sahne sanatlarına veriyor gibi. Bu süreçte son oyununuz “Oda Komşum Richard Wagner” de iptal oldu. Salgın sonrası tiyatroyu neler bekliyor?

Tüm tiyatrolarımız gibi biz de perdelerimizi kapatmak zorunda kaldık. “Oda Komşum Richard Wagner” çok değerli bir kadroyla çok hızlı bir şekilde başlamıştı. Galamıza 2 gün kala toplum sağlığını riske atmamak adına daha yasak gelmeden salonumuzu kapattık.

Her ne olursa olsun toparlanıp yolumuza devam etmenin yollarını arıyoruz. Ekip arkadaşlarımla konuşuyoruz sürekli. Neler yapabiliriz, nasıl stratejiler geliştiririz diye. Önümüzdeki sürecin çok zor olacağını hepimiz biliyoruz. Tiyatro ticari bir işletme değildir.

Gönlümüzü ve tüm kazancımızı ortaya koyarak büyük bir özveriyle devam ettirdiğimiz bir alan. Bir tür kamu hizmeti. Bunun konuşulması ve bu yönde adımlar atılması lazım. Tiyatroların, birlik beraberlik içinde, dayanışarak, yönetimle birlikte çözümler üretmesi için adım atmaya ve bu sanatı salgın sonrası daha da ileri götürmeyi misyon edinmeye çalışması gerek. Seyircimizin desteği de her zamankinden daha da elzem olacak bu zorlu süreçte.

KORKU AŞILACAKTIR

– Salgın sonrası nasıl bir gelişme öngörüyorsunuz? Sanatla temas nasıl olur? Sizce bu bağın tekrar kurulması kadar bir zaman alır?

Bütün gezegeni derinden etkileyen salgın, dünya nüfusundan yüz binlerce kayıp verdi… Bu korkunun çok önemli bir sebebi bu istatistikler. Salgın sonrasında aşama aşama korkunun aşılacağını düşünüyorum. Ancak pek tabii ki hiç kolay olmayacak. Moralimizi yüksek tutmak zorundayız.

Moralsizlik çözüm değil çünkü. Sanat da değişecek. Seyircinin seyir pratiğinde değişiklikler olacak. Bu yeni düzene ayak uydururken kaliteyi koruyarak ayağa kalkmak zorundayız. Salgın tamamen biterse önlemlerle beraber 6 ay içinde yeniden birçok unsurun toparlanabileceğini düşünüyorum. Dünyada sanatın en çok yükseldiği dönemler hep zor dönemler olmuştur. Salgın bittiğinde seyirci için tiyatroya gitmek terapi gibi gelecektir. Umudu yükseltmek durumundayız.